Anasayfa / Magazin / Duymuyor ya da duymak istemiyoruz

Duymuyor ya da duymak istemiyoruz

RÖPÖRTAJ:

Michael Önder’in son filmi Taksim Hold’em’de izlediğimiz ödüllü oyuncu Damla Sönmez: Tepki koyacağın şeyi bile kendin seçemezken özgür hissediyor musun?

İstanbul Saint Joseph Lisesi’ni bitirdi, Paris Sorbonne Üniversitesi’ni bir senede terk etti. 22 yaşında Altın Portakal, 27 yaşında. Damla Sönmez.

Genç yaşta Altın Portakal, Altın Koza, Milano’da ‘Da Vinci’, Sadri Alışık, Ankara Uçan Süpürge Film Festivali ödüllerinin sahibi oldunuz. Bu kadar ödül egoya nasıl geliyor?
– Ödüllerin egoyu şişirmesi, kendi topuğuna sıkmaktan farksız. Ego yaparsam eğlenmeye devam edemem. Ödül muhteşem bir motivasyon aracı olabilir ama hiçbir işimi başarı odaklı yapmıyorum.

‘Taksim Hold’em’, bir poker filmi

Oyunculuğunuzla televizyonda popüler kültürün içindeyken beyazperdede festival filmlerini tercih ediyorsunuz. Sebep bir yandan istediğiniz işi yapıp diğer taraftan para kazanabilmek mi?

– Hepsi benim işim. Çalışma şartları bakımından hepsinin zorluğu ayrı ama televizyon içlerinde en zor olanı. Televizyon işi yapmadığım zaman çalışmıyormuş gibi hissediyorum. Hepsinde benim de derdim olan şeyleri anlatan işleri seçmeye çalışıyorum.

Yeni filminiz ‘Taksim Hold’em’e gelelim. Bu bir Gezi filmi mi?

– Hayır, bu Gezi filmi değil, sadece Gezi zamanı geçen bir hikâyeyi anlatıyor. İsimler değişebilir, hikâye değişmiyor. Bu bence bir poker filmi. Çünkü bu toplumun küçük bir örneği olabilecek, seçilmiş bazı karakterlerin, toplumsal olarak nerede durduklarıyla ve hissettikleri sorumluluklarla ilgili yüzleşmeyi anlatıyor. İnsanların çeşitliliğini vurguluyor. Bunu da toplumsal bir olayın gecesinde, bir poker masasının çevresinde yapıyor. Ben Defne isimli, yazdığı makaleler engellenen, istifa etmenin eşiğinde bir gazeteciyi canlandırıyorum.

Bu dönemde gazeteci olmak ister miydiniz?

– Hepimiz âşık olduğumuz meslekleri, bizi en mutlu edecek ve en verimli olacak şekilde yapmaya çabalıyoruz.

Filmin insanın ikiyüzlülüğüne ayna tutmak dışındaki derdi ne?

– “Herkes kendi kapısının önünü temizlese tüm şehir temizlenir” diye bir söz var. Filmin meselesi biraz bu. Herkesin bir diğerinin zikri olmamasıyla ilgili fikri var ama kimse dönüp ben ne yapıyorum diye sormuyor. Aslında hiçbirimiz birbirimizi duymuyor ya da duymak istemiyoruz. Belli değerlerin arkasında duruyor gibiyiz oysa gün içinde kimin özgürlüklerini ne kadar engelliyor, önüne geçiyoruz farkında bile değiliz.

Filmdeki karakterlerden biri sadece sosyal medya üzerinden eylemde bulunuyor. Yani ‘klavye delikanlısı’…

– Mesele aynı masanın çevresinde kaç farklı fikirle oturup muhabbet edebilmeye devam etmemiz. Eskiden insanlar fikirler üzerinden bir araya gelirlermiş. Artık ‘like’lar üzerinden geliyorlar. Kendimizi bir kalıba, bir beğeni içine sokmak zorunda değiliz. Olduğumuz halimizle güzeliz.

 

İlginizi Çekebilir

Adele’den 4. albüm geliyor

Adele hayranlarına güzel bir haber duyurarak 4. albümünün yolda olduğu müjdesini verdi. Ünlü İngiliz şarkıcı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir